Home / GEZİ YAZILARI / Bir Günde Konya Gezisi

Bir Günde Konya Gezisi

İyi bir bilet avcısıyım, yine bir promosyonla Aralık ayında Konya Gezisi için  gidiş dönüş 45.98 TL ye bilet alıyorum. Bu paraya bırakın uçağa binmeyi evden hava alanına taksi ile gidemem.

1 saat kadar kısa süren bir yolculuğun ardından, 7.45 gibi Konya Havalimanına iniyoruz. Konya Gezimiz günübirlik ve yoğun bir gezi programı var. Aracı alandan kiralayacağız.

Alandan, 30 dakika mesafedeki  şehre ulaşım Havaş ile de sağlanabilir, Her inişten 25 dakika sonra servis var. Ücreti 10 TL.

İlk durağımız Antik bir Rum beldesi olan Sille. Konya merkeze 8 Km mesafede olan belde,Konya’nın Selçuk ilçesine bağlı. Sille’ye özgü ve sadece bu yörede çıkan Volkanit ve Andezit özellikleri taşıyan Sille Taşı buradan çıkıyor. Yüksek ısıya dayanabilen taşın, yöredeki  eski yapılarda ve Aya Eleni Kilisesinde kullanıldığını görebilirsiniz. Sille taşının çıkarıldığı çok sayıdaki  taş ocağından günümüzde yalnızca 3-5 tanesi ayakta. Sille’nin ünlü dokuma halısının üretimi de neredeyse yok gibi.

Aya Eleni  Kilisesi MÖ 327 tarihinde Konstantin’in annesi Helena tarafından yaptırılmış.Hac için Kudüse giderken konakladığı bölgede, ilk Hıristiyanlık çağlarına ait mabetleri  gördükten sonra yaptırmaya karar vermiş.Sille’de görülecek yerlerin en başında.

Kahvaltı için Sille Konak Restorana giriyoruz.  Çok sayıda ünlü konuğu ağırlamış olan konağın bahçesinden geçerek iç mekana varıyoruz. Otantik bir ortam var, bir sürü eski eşyalar ile dekore edilmiş. Kahvaltı açık büfe. Fakat üzülerek yazıyorum çalışanlar çok kaba ve müşteriye iyi davranmıyor. Lezzet de abartılacak derecede değil,kesinlikle tavsiye etmem.

Untitled_921x800

Sille’den sonraki durak elbette Konya ile özdeş Mevlana.  Karatay ilçesinde bulunan Yeşil Türbe’ye varıyoruz. Aracımızı yolun karşısına park ediyoruz. Müze önünde hatırı sayılır bir kalabalık ve çok sayıda tur otobüsü var.

Müze kartlarımızla turnikeden geçiyor ve dergahın gül bahçesine giriyoruz. Hemen solumuzda Eflaki Dede türbesini geçip, karşı tarafta bulunan mobodan sesli rehber alıyoruz.

Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlana Dergahı, Selçuklu Sarayının gül bahçesi iken, Alaaddin Keykubat tarafından Mevlana’nın babası Bahattin Veled’e hediye edilmiş. Mevlana’nın babası vefat ettiğinde buraya defnedilmiş. Kendisini sevenler buraya türbe yaptırmayı teklif etseler de Mevlana bunu kabul etmemiş.

Kubbe-i Hadra”  yani Yeşil Kubbe 17 Aralık 1273 yılında Mevlana’nın vefatından sonra, oğlu Sultan Veled Mevlana’nın müsaadesiyle Mimar  Bedrettin Tebrizi’ye yaptırılmış.

Türbe ve Dergah 1926 yılında müze olarak hizmete başlamış, 1954 yılında da Mevlana Müzesi olarak ismi değiştirilmiş.

Gül bahçesinden avluya geçiş yapıyoruz, hemen solumuzda Valideler Mezarlığı var. Sağ tarafımızda ise derviş hücreleri ve Selsebil’i görüyoruz.

Avluda, Fatma Hatun,Sinan Paşa,Hasan Paşa ,Hürrem Paşa ve Mehemed Bey Türbelerinin yanı sıra, Şebi Aruz Havuzu ve Mutfak mevcut.

Kalabalıkla birlikte Mevlana Müzesi nin iç kısmına giriyoruz. Girişteki ilk bölüm Tilavet odası , okuma odası olarak kullanılan bu bölümde,Sultan II. Mamudun yazdığı altın kabartma levha ile birlikte, Osmanlı döneminin ünlü hattatlarının levhaları sergileniyor.

Sokollu Mehmet Paşa’nın oğlu Hasan Paşa tarafından hediye edilen, üzeri hatlarla bezeli kapıdan geçerek, Huzur-ı Pir  bölümüne geçiyoruz.

350 M2 büyüklüğünde ki  Huzûr-ı  Pir bölümünde, Kubbe-i Hadra ( Yeşil Kubbe) ve  Kibâbü’l Aktâb olarak adlandırılan Mevlana’nın ve aile efradının türbeleri bulunuyor. Türbelerin bulunduğu alanı tamamlayıp, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Semahane ve Mescit kısmına geçiyoruz. Dergah 1926 yılında müze olana  kadar bu alanda semah yapılmış.

IMG_6609_1200x800

Semahane, kısmında bulunan vitrinlerde sema sırasında kullanılmış olan Ney, Rebab, Kudüm ve Halile ile musiki ustalarının kullandıkları ve mutribe sonradan giren musiki aletlerinin dışında, Mevlana’ya ait giysilerden kaftanı, namaz seccadesi, omuz atkısı gibi giysileri ile Sultan Velede ait deste-gül adı verilen gömleği, Şems-i Tebrizîye ait olduğu söylenilen serpuş ve alemler ile Memlüklular devrine ait olan Şeffaf Cam Kandiller sergilenmekte.

Son olarak Mescit tarafına geçiyoruz, burada ki vitrinler içerisinde de el yazması Kuran-ı Kerimler,Minyatürlü Yazmalar  ile Halı ve Kilimler sergilenmekte. Mescit den avluya açılan çıkış kapısından geçerek, dergahın içindeki gezimizi tamamlıyoruz.

Kimliğimizi bırakıp aldığımız sesli rehberleri iade ediyoruz. Müze, haftanın 7 günü 09:00 ile 19:00 saatleri  arasında ziyaretçilere açık, bayramlarda da ziyarete açık olan müze yalnızca Pazartesi günleri 10:00 da açılıyor. Müze içerisinde hediyelik eşya satan bir mağazada mevcut. Bu mağazanın yanındaki turnikelerden çıkıyoruz dışarıya.Çıkışta sokakta üzerinde çok sayıda hediyelik eşya satan mağazalar mevcut. Biz hediyelik alışverişini buradaki mağazalardan daha ucuz olan, Türbe caddesindeki dükkanlara bırakıyoruz.

Bulunduğumuz sokağın, ana caddeye çıkan ucunda, Karatay Belediyesinin vatandaşın hizmetine sunduğu bir cafe var. Oturup dinlenebileceğiniz bu mekanda ücretsiz çay ve su ikramı da yapılıyor.

Selimiye Cami ve Yusufağa Kütüphanesini geride bırakıp yolun karşısına geçiyoruz ve Türbe Sokağa giriyoruz.Buradaki dükkanlardan, şekerleme ve diğer hediyelik alışverişleri yapabilirsiniz.

Türbe sokak ile Aziziye Caddesinin kesiştiği noktada, karşımıza son Osmanlı mimarisinin örneklerinden Aziziye Cami  çıkıyor. 1874 yılında yapımı tamamlanan cami Sultan Abdulaziz ‘in annesi Pertevnihal  Valide Sultan anısınıa yaptırıldığı söylenir. Avlusu olmayan caminin minareleri görmeye alışık olduğumuz minarelerden farklı bir tarzda yapılmış.

IMG_6680_533x800

Caminin hemen sağından, Aziziye Caddesine dönüp Öğlen yemeği için Bolu Lokantasında mola veriyoruz. Konya’ya  gelip de etli ekmek yemeden dönmek olmaz.

Yemekten sonra, gezimize Alaaddin Tepesi ve Alaaddin Keykubat Cami  ile devam ediyoruz. Mevlana caddesi boyunca 1 Km yürüyerek, yolun sonuda bulunan  Alaaddin Tepesine varıyoruz.

20 Mt yükseklikte bulunan bu höyükte yapılan kazılar sonucu, MÖ 3000 yıllarında ilk yerleşim yapıldığı anlaşılmış. Sonrasında da Hititlere ev sahipliği yapmış.

 1220 yılında yapımı tamamlanan Alaaddin Cami adını Selçuklu Hükümdarı  Alaaddin Keykubat’dan almış. İçerisinde 41 adet sütun bulunan caminin,abanoz ağacından yapılan mimberi Selçuklu ahşap işlemeciliğinin en güzel örneklerinden.

Avluda bulunan kümbette ise ; I. Alaaddin Keykubad, I. Rükneddin Mesud, I. Kılıç Arslan, IV. Kılıç Arslan, II. Süleyman Şah, I. Gıyaseddin Keyhüsrev, II. Gıyaseddin Keyhüsrev, III. Gıyaseddin Keyhüsrev  olmak üzere 8 Selçuklu hükümdarının türbesi bulunuyor.

Camiden ayrılıp, Aladdin Tepesinin  kuzey eteğinde bulunan Karatay Medresesini ziyaret ediyoruz.

saerd_660x800

Sille Taşı ndan inşa edilen ve ilçeye adını veren bu yapı, 1251 yılında, Emir Celalettin Karatay tarafından yaptırılmış. Zaman zaman Mevlana ve Şems-i Tebriz’in de ders verdiği  medrese Selçuklu çini işçiliğinde önemli yere sahip. Duvarlarda kullanılan, siyah,lacivert ve firuze renklerin kullanıldığı mozaik çinilerin bir kısmı dökülmüş.Emir Celaletin Karatay’ın türbesi de burada bulunuyor.

Aralık ayı olması sebebi ile hava erken kararıyor ve zamanı tüketiyoruz.  Akşam yemeği için Konya’da son durağımız  Somatçı Restoran

Tarihi Mengüç caddesinde bulunan bu mekan, iki katlı bir konakta hizmet veriyor.Mevlevi dergahında sofrayı kuran ve kaldıran kişi anlamına gelen Somatçı mevlevi mutfağının tek adresi. Yemekler orjinaline sadık kalınarak hazırlanıyor bu nedenle, sıvı yağ, domates, salatalık, biber gibi ürünler kullanılmıyor. Sunumu ve lezzeti harika olan bu yemekleri  tatmanızı öneririm.

Yediğimiz güzel yemekler ile finali yapıp,  havaalanının yolunu tutuyoruz.

About htavlas

İstanbul doğumlu. Gezmek için yaşar.Yaşadığı şehri iyi bilir. IT Profesyoneli. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da sayısız şehir deneyimine sahip. Türkiye’nin tamamını gezmiş. Gezgin,Blogger Fotoğrafçı,Tarih sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*