Home / GEZİ YAZILARI / iran Gezi Notlari; Kaşan’dan Abyeneyh’e

iran Gezi Notlari; Kaşan’dan Abyeneyh’e

Geceyi geçirdiğimiz Seyyah Otel’in birinci katındaki 109 numaralı odasında uyanıyorum, Cumartesi sabahına. Odayı paylaştığım, Çağlar’ı uyandırıp uyandırmamakta tereddüt ederken, kendi uyanıyor.

Tuvalet ve banyosu paylaşımlı olan otelin, lavabolarında yüzümü yıkayıp, aynı katta bulunan kahvaltı salonuna geçiyorum. Salonda benden hariç 2 kişi daha var. Öndeki masaya, diğer insanlara sırtım dönük oturuyorum. “Hoş geldiniz” diyor bir ses çok düzgün bir Türkçe ile. Dönüyorum arkamı, bir bey, halimi hatırımı sorup İran’ı nasıl bulduğumuzu, nerelere gittiğimi soruyor. Anlatıyorum ve yarın Tahran’dan döneceğimizi söylüyorum. Bize de uğrayın o halde diyor. Biz derken, ne demek istediğini soruyorum. Sefarete diyor, yani elçiliğe. Her gittiğim ülkede kapalı bulduğum ve ilk güm uğradığımızda Tahran’da ki elçiliğin de kapalı olmasının hırsıyla, serzenişte bulunuyorum. İlk gün uğradık kapı duvardı diyorum sitemkâr şekilde. Tatil günü kapalı olduğunu ve yarın beklediğini söylüyor, ismini vererek. Uğrayacağımızı söylüyorum.

Kahvaltıya başlıyorum, o sırada Çağlar da geliyor, kahvaltıda gezimiz boyunca peşimizi bırakmayan havuç reçeli var. Kahvaltıyı bitirip dışarı çıkmak için hazırlanıyoruz, Öğlene kadar merkezi gezip, öğleden sonrada Abyeneh’e gideceğiz. Enis ile ben para bozdurmak için dışarı çıkıyoruz. Çağlar ve Bora otelde kalıyor.

IMG_1291_1024x683

Bir, iki döviz ofisinin bulunduğu sokağa giriyoruz, yeter miktarda para bozdurup, eski çarşının içinden geçerek küçük bir tur atmaya karar veriyoruz. Çarşı, gördüğümüz diğerlerinin yanında pasaj gibi kalıyor. Bir ucundan diğer ucuna çok çabuk ulaşıyoruz. Sultaniye Camisine doğru yol alıyoruz, camiye varmadan 2 Tümen ödeyerek Historical House’a giriyoruz. İran’ın geleneksel mimarisini yansıtan bu yapıyı gezdikten sonra, yola devam ederek camiye varıyoruz. Abyeneh’e gideceğimiz için, camiyi hızlıca gezip, Abazar Caddesinde bulunan otelimize geri dönüyoruz. Zaman kısıdı nedeni ile Kaşan’da eski şehir duvarları, Sultan Mir Ahmet Hamamı, Agha Bozorg Cami ve medreses ile Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Fin Bahçesini göremiyoruz. Bir başka anlamda Abyeneh ile Kaşan’da göreceklerimiz arasında tercih yapmak zorunda kalıyoruz, kaldı ki bu seçimin yanlışlığına daha sonra kanaat getiriyorum.

IMG_1293_1024x683

Otel’e vardığımızda, Çağlar ve Bora’yı lobide yandaki pastaneden aldıkları kurabiyeleri atıştırırken buluyoruz. Bizde nasipleniyoruz. İran’da hiç görmediğimiz pastaneleri ve yiyecek dükkânlarını bu şehirde gördüğümüzü söylemeden geçmek istemiyorum. Resepsiyondaki görevliye, bir önceki gün aldığımız telefon numarasını arayıp bize araç çağırmasını istiyoruz. Çok geçmeden araç geliyor ve yola koyuluyoruz. Yol üzerinde, nükleer çalışmaların yapıldığı Natanz’dan geçiyoruz. 500 Tondan fazla nükleer silah maddesi bulunduran Amerika’nın, gezip gördüğümüz İran’ı bir tehdit olarak görmesi bizim için bir ironiden öteye geçmiyor. Çok geniş bir arazi üzerinde, derme çatma ve savunmasız bir alan gibi gözüken bu yapıyı geride bırakarak, aşağı yukarı 1 saat gibi bir yolculukla varıyoruz Abyeneh’e. Köyü yaya olarak gezeceğiz, araçtan köy girişinde iniyoruz. Hemen girişte ziyaretçileri, yöresel yiyecekler, pekmez, pestil gibi ürünler satan bir tezgâh karşılıyor ve bize birer parça pestil ikram ediyor.

IMG_1343_1024x683

Yağdı yağacak bir havanın eşliğinde,ıslanacak olmanın tedirginliği ile karışıyoruz Abyeneh sokaklarına. Kızıla çalan çamurdan yapılmış, ikişer katlı kerpiç evlerin arasında kalan, dar ve toprak sokaklarda ilerliyoruz. Çok sessiz,sanki terkedilmiş bir kasaba görünümü var. Derken bir yaşlı bir teyzeyi görüyorum, üstünde yerel bir kıyafet var. Evine giriyor. Bu kasabada yaşayan ailelerin çoğunluğunun, Amerika ve Avrupa’da çalışan çocukları veya çalışmışlıkları varmış. Her yıl düzenlenen geleneksel törende, yurt dışında bulunanlar dahil olmak üzere buraya gelir, yöresel kıyafetlerini giyip kutlamalara katılırlarmış. Bu törenler için çok sayıda yerli ve yabancı turistde buraya geliyormuş. Hükümetin bu kıyafet konusunda baskısı olmasına karşılık bu gelenekselliği koruduklarından bahsediliyor.

IMG_1330_1024x683

Çağlar boyunca İslam dinine direnmiş kasabanın, alt tarafında ki sokaktan geldiğimiz istikamete doğru döndüğümüzde bizden başka yerli ve yabancı turist grubuyla karşılaşıyoruz. Bu sokakta bir cami ve zerdüşt tapınağı var. Camiye yaklaştığımızda, önden giden Bora’nın öğrenci kız grubuyla fotoğraf çekildiğini görüyoruz. Yabancı olmak İran’da büyük ilgi odağı. Özellikle genç hanımlar, sizinle konuşmak için can atıyorlar. Hele Bora gibi renkli gözleriniz var ise, daha bir ilgi odağı oluyorsunuz bu coğrafyada.

IMG_1335_1024x683

Kızların fotoğraflarını çeken Bora’ya bende katılıyorum, İsfehan’lı olduğunu öğrendiğimiz kızlarla hatıra fotoğrafı çekiyoruz hep birlikte. Taksinin bizi beklediği yere geldiğimizde Kore’li bir iki turist ile ayak üstü konuşuyorum, bu arada Enis ve Çağlar, girişte gördüğümüz pestilciden döviz çeviriyorlar.

IMG_1328_1024x683

Araca doluşup Kaşan’a doğru yola koyuluyoruz. Bora, otogara gitmek istediğini söylüyor. Bora’yı otogara bırakıp,biz otele dönüyoruz. Hayli hareketli olan bu caddede yemek yiyecek bir mekan arıyoruz. Günlerden cumartesi ve tatil. Bu nedenle maalesef açık bir yer yok. Lonely Planet’in önerdiği, bulunduğumuz yere 20 dk yürüme mesafesinde olan Jawed Traditional Restorana gidiyoruz ve kapı duvar. Neyseki bir fastfood büfe görüyoruz, yol üstünde. Lezzetten çok uzak birer hamburger ve pepsi ile karnımızı doyuruyoruz. Zaman ilerliyor. Tahran’a dönüş için,otogara geliyoruz. Tahran’a çok sık otobüs olduğunu biliyoruz. Girer girmez boş bir otobüs ,gideceğini söylüyor, otogar binasından bileti kestirip biniyoruz otobüse, ilk ve tek 3 yolcu olarak. Otogardan ayrılan otobüs, Kaşan’ın merkezinde bir yerde duruyor. Yarım saatlik bu bekleyişle tüm koltuklar doluyor ve hareket ediyoruz.

Dört kişi başladığımız bu yolculuğa, 3 kişi olarak devam etmenin sıkıntısı ve gruptan ayrılanın güvenliğinin endişesi içerisinde, henüz batan güneşin kızıllığındaki gökyüzünün hüzünü ile düşüncelere dalıyorum. Cam kenarından akıp geçen manzarının umursamazlığında. Tahran’da 4 tane otobüs terminali var. Arjantin Meydanın’da Beyhaqi Merkez terminal. Buradan İran’ın güneyine doğru giden otobüsler kalkıyor. Sharqhi Doğu Terminali buradanda Horosan ve Hazar kıyısına giden otobüsler kalkıyor. Terminal Azadi Batı terminali, İran’ın en yoğun terminallerinden birtanesi Uluslararası otobüsler, İstanbulSuriyeBakü, İran’ın kuzeyine giden otobüsler buradan kalkıyor. Biz ise 3.5 saat süren yolculuğun ardından, Terminal_i Cenup’a, Güney terminaline varıyoruz. Terminal’den Metro ile İmam Humeyni Meydanına bağlanan Amir Kabir Caddesi üzerinde, hostllerin bulunduğu bölgeye çıkan Mellat Metro istasyonuna ulaşmamız gerekiyor. Terminal binasının danışmasına giderek nasıl ulaşacağımızı soruyoruz. Azeri görevli Türk olduğumuzu anlayınca bizi, iki kat aşağı indirerek Metro İstasyonunun merdivenlerine kadar getirip, nasıl gideceğimizi tarif ediyor. Bir sonraki gün dönüş için metroyu kullanacağımızdan, metro biletlerini iki geçişlik alarak, Terminal-i Cenup istasyonundan kırmızı hatta binerek İmam Humeyni İstasyonuna geliyoruz. Buradan aktarma ile mavi hata geçip bir durak uzaklıktaki Mellat istasyonunda iniyoruz. Yarın, dönüş için son metroyu soruyoruz, 23:30’da olduğunu öğrenip. İstasyondan çıkıyoruz. Kalacağımız yer belli değil, bu nedenle hostelleri dolaşacağız. İstasyondan yeryüzüne çıktığımızda karşılaştığımız manzara, Eminönü’nün, Mahmutpaşa’nın, Karaköy Perşembe pazarının, Aksaray’daki araba parçacılarının gece karanlığındaki arka sokakları gibi, kepenkleri kapalı dükkanlar ve sokaklarda çöp yığınları. Cadde boyu ilerliyoruz,önümüzden geçen büyük fareler ve bizden başka kimse yok. Cadde üzerinde, önerilen otellerden biri olan, Khazar Sea. Oteli pek beğenmiyoruz ve diğer seçeneklere bakıyoruz. Bir iki otele baktıktan sonra, son olarak Firouzeh Otel’e giriyoruz. Kişi başı 17 bin tümen’e banyolu bir oda alıyoruz. Odaya yerleşiyoruz, ılık bir duşun ardından İran’da geçirdiğimiz son gecenin sabahına ,rüyalar alemine dalıyoruz.

About htavlas

İstanbul doğumlu. Gezmek için yaşar.Yaşadığı şehri iyi bilir. IT Profesyoneli. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da sayısız şehir deneyimine sahip. Türkiye’nin tamamını gezmiş. Gezgin,Blogger Fotoğrafçı,Tarih sever.

2 comments

  1. lonely planet iran kitabını ben bulamadım türkçe olarak. nereden bulabilirim.

    • Maalesef kitabın Türkçe dili yok. Ama, Zafer Bozkaya’nın İran Rehberi kitabını alırsanız size çok yardımcı olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*