Home / GEZİ YAZILARI / Hz. İbrahim’in Şehri, Harran Gezi Notları

Hz. İbrahim’in Şehri, Harran Gezi Notları

Hz. İbrahim’in Şehri, Harran Gezi Notları

2 Günlük gezi planımın son durağı olarak belirlemiştim Harran’ı. Sabah erkenden uyanıp Balıklı Göl ve Urfa Müzesini gezdikten sonra Harran’ı görüp, Adana’dan akşam kalkacak olan uçağa yetişmeliydim.

     Urfa’dan yaklaşık 45-50 Km mesafede, dümdüz bir yoldan ilerleyerek, 40 dk gibi bir zamanda vardık. Tevrat’ta Haran olarak geçen yerin burası olduğu ve buranın Hz. İbrahim’in şehri olduğu söylenir.  5000 yıllık tarihe sahip bu şehrin kuruluşunu, İslam Tarihçileri İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran’a bağlıyorlar. Emevi Devletine başkentlik yapan Harran, Anadolu ile Mezopotamya arsındaki binlerce yıllık ticaret trafiğinde, tüccarlara ev sahipliği yapmış. Tarih boyunca, Babil, Keldani, Asur, Hitit, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok devletin yönetiminde kalmış bu sebeple zengin kültürel birikime sahip olmuş.  Heyecanla, bir an evvel gezmek için sabırsızlanarak, hızlanıyorum.

Harran Evleri
Harran Evleri

     Harran’ın içine doğru ilerlediğimde, bizi karşılayan Tarihi Harran Şehrinin yer yer yıkılmış surları ve zamana direnen Halep Kapısı oldu. Kesme taşlardan inşa edilen ve 187 burç bulunan bu surlar, yıkılmış olmasına karşın, çepeçevre izlenebiliyordu.  Surlara biraz daha yaklaşınca kendimizi, mor puşilerle bezenmiş kadınlı erkekli büyük bir kalabalığın içinde bulduk.  Ne olduğunu anlamaya çalıştığımız sırada, motosikletli bir çocuk yanımıza yaklaşıp bizi gezdirebileceğini söyledi. Biraz tereddütten sonra peki dedik, kendisini takip etmemizi istedi. Kalabalığın, az ilerdeki camiye cenazeye gittiklerini söyledi.

     Kısa bir takipten sonra, bizi Harran evlerinin bulunduğu alana getirdi. Bulunduğum noktadan baktığımda gözün görebildiğine düz ve boş bir alandı, Harran Ova’sı.  Mistik ve büyüleyici bir havası vardı, sanki çok eski yıllarda, Türkiye’den çok uzaklardaydım.  Müze haline getirilmiş Harran Evi’ne girdiğimde, bahçede Fransız bir grup ile karşılaştık. Hiç Türk turist görmediğim, turiste hitap etmeyen, kesinlikle turizme kazandırılması, daha çok tanıtılması, gidilmesi görülmesi gereken, Harran’da  “ nasıl olmuşta buraya kadar gelmişler ?” sorusunu kendi kendime sormama neden oldu.

IMG_2101_1024x768

     Külah şeklindeki bu konik evler bindirme tekniği ile yapılmış. Mezopotamya, Ege ve Transkafkasya’da 3 binli yıllara kadar devam eden bu geleneğin tarihi, MÖ 6 binli yıllara dayanmaktaymış. Harran Evlerini diğer örneklerden ayıran özellik, kerpiçle örülen kubbelerde tuğla kullanılmasıymış, bunun sebebi de Harran’da fazlaca bulunan tuğla malzemesi ve bölgenin çöl olmasından dolayı ağaç malzemenin bulunamayışıymış. Balçık sıva ile duvarlara bağlanmış kubbeler, yine aynı harçla içeriden ve dışarıdan sıvanmış. Yazın serin, kışın sıcak tutma özelliğine sahip evlerde, tavukların daha çok yumurtladığı, hayvanların daha uysal olduğu söylenmekte. Her bir kubbe bir oda olarak düşünülmüş. İçeride mutfak, kiler, yatak odası gibi odalar eski döneme ait materyallerle amatörce canlandırılmış. Kubbelerin yanlarına belli aralıklarla, tuğla çıkıntıları yerleştirilmiş, ışıklık ve baca görevi görmesi için kubbeler açık bırakılmış.  Çıkıntılar ise yağışlı havalarda kubbenin kapatılması veya onarımı için yapılmış. Evi tamamen gezdikten ve fotoğrafladıktan sonra, Harran Höyüğüne doğru yol alıyoruz.

     Harran Höyüğü, şehrin ortasında geniş bir alana yayılmış. Dönem dönem yapılan bu höyükteki kazılar sonucunda ortaya çıkan eserler Urfa Müzesinde sergilenmekte.

     İlk çağlardan beri varlığı bilinen ve hatta dünyanın ilk üniversitesi olduğu düşünülen ve bu konuda ciddi araştırmalar yapılan Harran Üniversitesinin kalıntılarının yanına geliyoruz. Birçok bilim adamı yetiştirmiş üniversitede, astrofizik, matematik, felsefe, din ve tıp eğitimleri verilmiş.  Bu kalıntıların Üniversiteye ait olmadığı, Ulu Caminin kalıntıları olduğu söyleniyor. Rasat kulesi olarak bilinen kulenin de caminin minaresi olduğu söyleniyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yapmış olduğu kazılar neticesinde medreseye ait kalıntılar olduğu söylenmiş. Kültür Bakanlığı kayıtlarında da burada İslam öncesi dönemdeki üniversiteye ait kalıntıların bulunamadığına dair bilgiler yer alıyor. Devam etmekte olan kazıların bu konuya açıklık getireceği düşünülmekte.

     Emeviler devrinde 700’ lü yılların ortalarında yapılan Ulu Caminin,  Anadolu’nun ilk anıtsal, şadırvanlı, avlulu ve en zengin taş süslemeli camisi olduğu söyleniyor. Cennet Cami ve Cuma Camisi olarak da anılıyor.  Bu tarihi kalıntılar zihnimi karıştırıyor.  Fotoğraflarını çekip hatıraların arasına kattıktan sonra, bu bölgeden ayrılıyoruz.

     Harran Kalesinin kalıntılarına geliyoruz, para isteyen birkaç çocuk etrafımızı sarıyor. Patika yoldan, kalenin iç kısmına doğru ilerliyoruz. 1950’de yapılan kale içindeki kazılarda çıkan birçok parçanın, Urfa’da o yıllarda müze olmadığı için Ankara Etnografya Müzesine gönderildiğini öğreniyoruz. 3 katlı olan kalenin içi ve odaları büyük oranda toprakla dolmuş ve tavan kısmı çökmüş durumdaydı.

IMG_2075_1024x768

     Kalenin fotoğraflarını aldıktan sonra,  Ali Kızıl’ın Harran Kültür Evi’ne gidiyoruz. Yolda gördüğümüz diğer Harran evlerini fotoğraflayarak varıyoruz. Ali Kızıl, 10 çocuğu ile buranın işletmesini yapıyor. Konaklama hizmeti de veriyorlar. 19 odalı bu evi geziyoruz, içerisinde hediyelik eşyalar ve yöresel kıyafetlerin satışı yapılıyor. Bir iki hediyelik eşya alarak buradan ayrılıyor ve Harran Turumuzu tamamlıyoruz. Zamanın kısıtlı olması nedeni ile sindire sindire gezemedik belki ama geldiğimize gördüğümüze değdi doğrusu.

     Büyük İslam Alim ve mutasavvıflarından, Şeyh Hayat El Harrani Cami ve Türbesi ile Harran’a 10 Km mesafe uzaklıktaki, Tevrat’ta önemli bir yeri olan, Hz. Musa’nın kayınpederi Şuayp Peygamberden adını aldığına inanılan Şuayip Şehrini göremeden Adana’ya doğru yola çıkıyoruz.

About htavlas

İstanbul doğumlu. Gezmek için yaşar.Yaşadığı şehri iyi bilir. IT Profesyoneli. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da sayısız şehir deneyimine sahip. Türkiye’nin tamamını gezmiş. Gezgin,Blogger Fotoğrafçı,Tarih sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*