Home / GEZİ YAZILARI / Midilli Gezi Notları 2.Bölüm Sigri – Eresos – Kalloni

Midilli Gezi Notları 2.Bölüm Sigri – Eresos – Kalloni

Gün 2 Sigri – Eresos  -Kalloni

gun12

Midillide ki ikinci gün planımızda, Sigri, Erasos ve Kalloni var. Adada çok fazla akaryakıt istasyonu yok bu nedenle yola çıkmadan evvel Petra’da aracımıza 50 Euro’luk yakıt alıyoruz ve bu yakıt bize son güne kadar yetiyor.

Petra’dan Sigri’ye doğru yola çıktığımızda, 50 Km mesafedeki  yol  üzerinde, görülmesi  tavsiye edilen high light edilmiş iki manastır ve bir fosil ormanı var.

Sigriye ulaşmak için, Petra’dan Kallioni yolunu takiben, Kallioni yol ayrımına kadar gelerek,  Sigri, Eresos istikametine dönüp devam ediyoruz.

Sigri İstikametinde seyrederken, Vatoussa köyünü 5 Km kadar geçtikten sonra, sağdan ayrılan bir yol ile güzergâhta ki ilk durak, Perivoli Manastırı’na ulaşılıyor. Kadın manastırı olma özelliğine sahip olan bu ibadethane 16 ncı yüzyılda yapııldığı tahmin edilen kaydedeğer ikonaları sahip manastır şimdilerde neredeyse terkedilmiş durumda.

Yol üzerindeki ikinci durak İpsilos Manastırı.  Perivoli Manastırından çıktıktan sonra yaklaşık 10 Km sonra, Sigriye 11 Km kala mesafede. Fosil Orman’a varmadan, ana yolun sol tarafından ayrılan yoldan,  1 km içeride tepede kalıyor.

İpsilos Manastırı’nın, görülmeye değer bir müzesi var. Bununla birlikte, 1535 ve 1845 yıllarını kapsayan çok sayıda eski elyazması kitabı barındıran bir de kütüphaneye sahip. Çok fazla gelip gideni olmayan bir yer, kimseyi bulamamış ve içeriye girememiştik.

Son olarak, Sigri’ye 7 Km kala sol tarafta bir yol ayrımında Fosil Orman Jeopark’ıntabelasını göreceksiniz.  Bu alanda, Sigri Fosil Orman müzesi ve parkı bulunuyor. 20 milyon yıl önce, volkanik hareketler ile bu bölgede bulunan bitki örtüsü, lav ve küller altında kalmış, bugünkü fosil ormanı oluşturmuş.

Yüksekliği,  7,02m çapı da 8,58m olan Avrupa’nın en büyük fosilleşmiş ağaç gövdesi burada sergileniyor. Aynı zamanda dünyada korunmuş en büyük fosil örneklerinden biri olduğundan bahsedilmekte. Sıcak yaz mevsiminde, açık alanda parkı gezmek sıkıntılı olabilir.

 Sigri

Virajlı seyreden yoldan,  düşük hızla dönerek iniyoruz Sigri’ye.  Girişte beyaz boyalı, güzel bir değirmen karşılıyor bizi ve karşısında, köyün deniz tarafında 1757 yılında yapılmış ve bugün kaderine terk edilmiş Osmanlı Kalesi kendini gösteriyor. Hayli küçük bir yerleşim burası, kalabalıktan uzak ve huzurlu

IMG_9381_1200x800

Yerleşim alanından geçerek, aracımızı plaja doğru yöneltip, sahildeki tavernanın yanındaki boşluğa park ediyoruz. Hava çok sıcak, havluları kuma serdiğimiz gibi kendimizi, berrak ve soğuk Ege sularına bırakıyoruz. Uzun süre eğlenip, çocukları eğlendirdikten sonra, çevreyi keşfetmek ve yemek yemek için, plajdan kısa süreliğine ayrılıyoruz.

IMG_9425_512x768

Tek katlı beyaz boyalı evlerin arasında kalan, sessiz dar sokakları geride bırakıp, kaleye varıyoruz. Bölgenin kalker taşından olan, kırmızı ve beyaz taşlardan inşa edilmiş kalenin, kapıları kapalı ve içeriye giriş yok. Orijinal kapısı ve kapı üzerindeki kitabe duruyor.  Bugüne kadar çok kale gördüm, çoğunun burçlarına çıktım, kapılarını zorladım. Fakat bu başkaydı; buruk, yalnız ve sahipsiz.

IMG_9424_1200x800

Geri dönüş yolunda, kafamıza göre bir taverna bulamayınca, öğle tatili için kapatmak üzere olan mahalle bakkalından alışveriş edip plaja dönüyoruz. Birkaç saat daha plajda vakit geçirdikten sonra toparlanıyoruz.

Sigri’nin güzelliğinden kopmak ve ondan ayrılmak kolay olmuyor.  Macera dolu yoldan habersiz, bir sonraki ve günün son durağı Erasos’ a haraket ediyoruz.

!Sigri’den Erasos’a gitmek için,  Sigri’nin içinden geldiğiniz yöne doğru geri dönmenizi öneririm. Ben, haritada siyah ile işaretlediğim yoldan gittim, büyük bir kısmı toparak ve çok bozuk olan bu yol aynı zamanda çokta virajlı. Her ne kadar kısa gözüksede, bu yolu kat etmek hayli vakit alıyor. Maceraya girmeyin derim.

Sigiri’den Eresos ‘a giden kırmızı ile çizdiğim ve önerdiğim düzgün yol 27 Km,  siyah ile çizdiğim ve bizzat tecrübe ettiğim bozuk olan yol ise 17 Km,  arada 10 Km olmasına karşılık, uzun olan yol size 20 ila 30 dk. kazandırabilir. Kırmızı çizilen, önerdiğim yolu tercih ederseniz, 35 dakikada Eresos’a varabilirsiniz. Diğer yol 1 saat sürer.

Eresos

Bilmeden girdiğimiz toprak yolu kat edip zorlu bir yolculuktan sonra, bütün çağların en büyük lirik şairi Sappho’nun memleketi Eresos’a varıyoruz.

Girişteki ücretsiz otoparka aracımızı bırakıp, yürüyerek deniz tarafına ilerliyoruz ve çok geçmeden, Lesvos gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Elele ve sarmaş dolaş gezen çok sayıda lezbiyen çifte rastlıyoruz.

Küçük meydanda, bir anıt gibi dikilmiş Sappho Heykeli ve önünde fotoğraf çektiren çok sayıda kalabalık dikkatimizi çekiyor. Fotoğrafını çekiyorum fakat fotoğraf çektirenlerin profilini görünce önünde fotoğraf çektirme işi bana cazip gelmiyor 🙂

IMG_9460_533x800

Kimdir? Neyin nesidir bu Sappho;

MÖ. 600 lü yıllarda Eressos’ta doğan Sappho, Antik Yunan’da şairdir. Gençlik yılarını Sicilya’da sürgünde geçirmiş. Döndüğünde kadınlara bir okul açtığı ve bu okulda Lezbiyen bir hayat sürdüğü rivayet edilir. Sappho’nun Lesbos’lu olmasından, Lesbos, Lezbiyen adının buradan geldiği söylenir.

İstanbul Arkeoloji Müzesin’de de Sappho Başı heykelini görebilirsiniz. Yine müzenin kaynaklarına göre, günümüze şairin tek bir şiirinin tam olarak günümüze geldiği belirtiliyor.

Sappho efsanesinden dolayı da, Lezbiyenler adayı ve özellikle Eressos’u mesken tutumuş durumdalar.

Akşamı ettik, hayli acıkıyoruz Sahil boyunca dizilmiş çok sayıda restoran var.  Retoranların hemen altı ndaki plajlardan, hala denize giren insaları görebiliyoruz.  Lezbiyen çiftler ve hatta gruplar çoğunlukta.

IMG_9472_1200x800

Çoğu fotoğrafta gördüğümüz, denize karşı, iplere asılmış ahtapotların kurutulduğu, manzarayı buluyoruz, Soulatso Restoran.  Olmazsa olmazımız, ahtapot ve kalamarları sipariş edip akşam yemeğini Eressos’ta yiyoruz.  Kalamar ve Ahtapotun porsiyonu ada genelinde 6- 8 Euro civarında. 4 yetişkin 2 çocuk hesap 50 Euro.

 IMG_9468_1200x800

Planlamaya göre, Erasos’tan dönüşte, aynı yolu geri dönmek yerine, Agra üzerinden, Kalloni Körfezi’ni dolaşıp Kalloni’ye ve oradan da Petra’ya döneceğiz. Her iki tarfta mesafe olarak eşit sayılır 50 Km kadar ve 1 saatten biraz fazla sürüyor.

Sağımıza aldığımız nefis körfez manzarasıyla, Kalloni’ye varıyoruz.

 Kalloni

Kalloni’de büyükçe bir markete girip, oteldeki kahvaltıya takviye olarak, nutella ve reçel alıyoruz. Markette, bütün ahtapot, kalamar ve çok çeşitli deniz ürünlerinin dondurulmuşlarıda satılıyor. Ben almak istesemde, eşim bozulma ihtimalini hatırlatıyor. Derken, gözüm kasap reyonuna takılıyor. Sığır, domuz ve hatta tavşan eti bile var. Sığır etinin kilosu 8-9 Euro civarında ve bize göre ucuz.

IMG_9495_1024x683

Elimdeki notlara göre bu bölgede, High Light edilmiş görmemiz gereken iki manastır daha var.  Kalloni’ye 10’ar dakikalık mesafelerde Limonos  ve Panagias Mirsiniotisas Manastırları.  Hava kararmış olmasada saat iyice ilerlemiş durumda, açık olduğunu umarak Limonos Manastırına yol alıyoruz.

Limonos Manastırı, 1526 yılında İgnatios Agalianos piskoposu tarafından, Taksiarhis Mihail (Başmelek) onuruna yaptırılmıştır. Yaklaşık 5000 adet kitabın bulunduğu zengin bir kütüphanesi ile Bizans dönemi ve sonrasına ait el yazmalarına sahip. Erkekler manastırı olmasından dolayı ibadet yeri gibi bazı bölümlerine kadınların girmesine ve Aziz ikonlarını görmesine izin verilmiyor. Osmanlı döneminde önemli eğitim ve kültür merkezi olarak kullanılmış. Manastırın müze bölümünde, ayinlerde kullanılan kutsal giysiler, dini objeler, biznas el yazmaları ve belgeler sergileniyor.

832557sdrer74

Limonos Manastırından ayrılıp,yakın mesafedeki Rahibe Manastırı olan Panagias Mirsiniotisas Manastırı ’na geliyoruz. Yarım açılmış dış kapıda,kapının dış kısmında rahip, iç kısımında da rahibe ayak üstü konuşuyorlar. İçeriyi gezmek istediğimizi söylüyoruz. Rahip, kapalı olduğunu ve yarın gelmemiz gerektiğini söylüyor. Çaresiz otelin yolunu tutuyoruz.

Nihayet otelimize varıyoruz.  Gün boyu yorulan çocuklar, ılık bir duşla günün kirini üzüerlerinden atıp,  uykuya yenik düşüyorlar.

Bizde, yanımızda getirdiğimiz, kahve makinası, Türk kahvesi ve kahve fincanlarını valizden çıkarıp yorgunluk kahvelerimizi pişiriyoruz J Geniş balkonumuzda, harika bir havada, kahvelerimizi yudumlayarak günün kritiğini yapıp, ertesi günün planını gözden geçirerek yorgunluğumuzu atıyoruz.

About htavlas

İstanbul doğumlu. Gezmek için yaşar.Yaşadığı şehri iyi bilir. IT Profesyoneli. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da sayısız şehir deneyimine sahip. Türkiye’nin tamamını gezmiş. Gezgin,Blogger Fotoğrafçı,Tarih sever.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*