midilli gezi – Az Gittim Uz Gittim http://azgittimuzgittim.com Sat, 19 Aug 2017 14:47:49 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.9.8 Midilli Gezi Notları 4. Bölüm Petra – Mantamados – Agia Paraskevi – Agiasos – Plomari http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra-mantamados-agia-paraskevi-agiasos-plomari/ http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra-mantamados-agia-paraskevi-agiasos-plomari/#comments Tue, 10 Jun 2014 03:42:43 +0000 http://azgittimuzgittim.com/?p=1289 Gün 4 Petra  –  Mantamados – Agia Paraskevi –  Agiasos –  Plomari Programımız bugün hayli yoğun. Sabah otelde kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra koyuluyoruz yola,  ilk durak Molivos. Geldiğimiz gün akşam gitmiş ve yemek yemiştik, kaleye çıkma ve çevreyi gezme fırsatımız olmamıştı. Bugünkü rotaya dahil ediyoruz. Molivos Molivos, Babakale ile karşı karşıya. Adanın ülkemize bakan kısımlarında, …

The post Midilli Gezi Notları 4. Bölüm Petra – Mantamados – Agia Paraskevi – Agiasos – Plomari appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
Gün 4 Petra  –  Mantamados – Agia Paraskevi –  Agiasos –  Plomari

gun3

Programımız bugün hayli yoğun. Sabah otelde kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra koyuluyoruz yola,  ilk durak Molivos. Geldiğimiz gün akşam gitmiş ve yemek yemiştik, kaleye çıkma ve çevreyi gezme fırsatımız olmamıştı. Bugünkü rotaya dahil ediyoruz.

Molivos

Molivos, Babakale ile karşı karşıya. Adanın ülkemize bakan kısımlarında, roaminge girmeden GSM telefonları kullanmak mümkün. Edremit Körfezinin girişini kontrol eden kale,Molivos’un tepesinde inşa edilmiş ve harika bir manzaraya sahip. Çıplak gözle bakıldığında kıyılarımız görmek mümkün. 2 Euro karşılığında kaleyi gezmek mümkün.

IMG_9502_1024x683

Kalenin dış kısmında manzaraya nazır birde kafeteryası var. Kalenin manzarasının tadını çıkardıktan sonra, aşağıya çarşıya iniyoruz. Limana kadar uzanan çarşıda çok sayıda hediyelik eşya satan dükkan ve kafeteryalar var, gündüz olmasa da akşamları buranın çok kalabalık olduğuna ve kafelerin tıklım tıklım dolu olduğuna şahit olduk. Molivos’da çok vakit geçirmeden, Mantamados’a doğru yol alıyoruz.

 Mantamados

Mantamados’a geliş amacımız Taksiarhis Manastırı’ını ziyaret etmek. Bir diğeri de bu bölgedeki peynirci 🙂  Bu kasaba süt ve süt ürünleri, özellikle de peyniri ile adından söz ettiriyor. Adaya gelmeden önce, araştırma yaparken, daha önce gelmiş olan gezgin dostlarımın önerilerini aldım, onlarla görüştüm ve yazdıkları notları okudum. Onlardan biri olan sevgili arkadaşım Löplöpçü Semih Diken’in önerisiyle buradaki peynirciden Ladatori peyniri alma niyetindeyim. Bir tanede ona alacağım.

IMG_9540_1024x683

Hava,  önceki günlere nazaran biraz daha sıcak, arabada kaynama noktasına geldiğimiz sırada, Mantamados tabelasını görüyoruz. Anayol’da seyrederken, Mantamados’un girişinde soldan ayrılan  yol,bizi kiliseye götürüyor.Ana yoldan çok uzak değil ve görünüyor. Önünde park etmiş çok sayıdaki araç ve tur otobüsünden doğru geldiğimizi anlıyoruz. Ön girişte dekoratif amaç ile konduğunu düşündüğüm emekli bir uçak var.

Manastırın önünden geçen yolun karşısında, çok sayıda park etmiş aracın arasında kendimize bir yer buluyoruz ve manastırın yan kapsından avluya giriyoruz, bizi kafeteryanın masa ve sandalylerinde oturmuş insan kalabalığı karşılıyor. Vakit kaybetmeden Melek Taburlarının kumandanı olan Aziz Taksiarhis’ adanmış kilisenin içine giriyoruz.

IMG_9546_1024x683

Efsaneye göre manastıra saldıran korsanlar, 40 rahipten 39 unu öldürür. Sağ kalan rahip, diğer rahiplerin kanıyla Taksiarhis’in ikonasını yapmış. Bu ikona kilise içinde sergileniyor, inanışa göre kişi bu ikonyaı nasıl görüyorsa, kendinin öyle olduğu söyleniyor. İyi görüyorsa iyi, kötü görüyorda kötü.

Günümüzdeki son halini 1870 li yıllarda alan manastır, adanın önemli ziyaret yerlerinden biri. Kafeteryasında sıcak sıcak kızartılan lokmalardan alıp gölgede kalan avluda yiyoruz. Biraz soluklandıktan sonra, manastrın karşı tarafında kalan,  LöpLöpçü’nün peynircisini buluyoruz, Turokomeio.

Peynir fabrikasının hemen yanına yapılmış,  prefabrik satış dükkanına giriyoruz. Adaya özel, koyun ve keçi sütünden yapılan Ladatori peynirinden alacağız. Gravyer,feta ve kaşari gibi bir kaç çeşit daha var.

Peynirlerin tadına tek tek baktık. Satıcı en geç aldıktan 1-2 saat sonra dolaba koymamız gerektiğini söyleyince, peynirleri alamadık.  Nerden baksak otele dönmemiz 6 – 7 saati bulabilirdi. Peynirleri alamamanın  üzüntüsüyle, Agia Paraskevi ye doğru yola çıktık.

Agia Paraskevi

Mantamados’tan 15 Km uzaklıktaki, Agia Paraskevi’ye yarım saatte ulaşıyoruz. Zeytinyağı müzesini gezeceğiz.Endüstriyel Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi, çok iyi korunmuş, eski bir zeytincilik atölyesinden dönüştürülmüş ve modern bir müze haline getirilmiş. Ziyaretçilere, zeytinin işlenmsi ve ticareti hakkında bilgililer ile birlikte, kültürünün ve zenginliğinin büyük bir kısmını, sahip olduğu 11 milyon zeytin ağacına borçlu olan adanın, sosyal yapısına ilişkin bilgilerde veriliyor.  Müze Salı hariç hergün 10:00 ila 16:00 arasında ziyaretçi kabul ediyor ve giriş 2 Euro. Biz müzeyi ziyaret edemiyoruz, çünkü günlerden Salı J Evet, bir plan hatası yapmışım kabul ediyorum.  Aracı park edip, merkezde küçük bir tur attıktan sonra.İstikamet,  Agiasos.

agiapara

Program yoğun,  zaman kısıtlı. Plomari’de denize girmek istiyoruz, bu sebeple hızlı hareket etmemiz gerek. Agiasos’a  40 Km yolumuz var.

Agiasos

Militini’ye 25 km mesafede, Olimpos dağının yamacında bulunan dinsel bir dağ kasabası Agiasos.  Ortadokslar için önemli bir kilise olan, Panaghia Kilisesinin etrafında kurulmuş.  Her yıl Ağustos ayının 15 nci günü Panaiya olarak kutlanıyor, kutlamalar için çok sayıda  turist buraya geliyor.

Kilise, Osmanlı döneminde 1700’lü yılların başında çok hasta olan bölge valisinin sağlığına kavuşması için gösterdiği çabadan ötürü, valinin karşılık olarak İstanbul’dan talebi üzerine , bir süre vergiden muaf tutulmuş.

1812 yılında da gerçekleşen bir yangın sebebiyle, kilise ile birlikte kasabanın büyük bir bölümü yanmış. Topladıkları bağışlarla, kilisenin yeniden yapılması  için talepte bulunan halka II. Mahmut eskisinden daha büyük olmamak kaydıyla izin vermiş.

Kasaba, çok yeşil, ceviz,elma,çam,zeytin ve çoğunlukla kestane ağaçlarıyla çevrili, bu nedenle adanın İsviçre’si olarakta tabir ediliyor. Göz kamaştıran,kendine has mimarisi ve arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla ziyaretçilerini etkilemeyi başarıyor. Tahta oymacılığı ve seramik gibi el sanatlarıyla öne çıkan kasaba sokaklarında çok sayıda hediyelik seramik satan dükkanlarla karşılaşırsınız.

agiasoso

Çarşıdaki  kahvehanelerden birinde oturup,soluklanabilir, Greek yada Türk adı herne ise bir kahve içerek yorgunluğunuzu giderebilirisiniz. Lakin, bizim yolumuz uzun.

! Agiasos’tan Plomari’ye geçecekseniz veya tam tersi olabilir, harita üzerinde siyah ile çizdiğim yolu kesinlikle tercih etmeyin.  Benim bilmeyerek girdiğim bu dağ yolu, tamamen toprak, dar ve çok virajlı, yavaş gittiğiniz için uzun sürüyor. Macera seviyorsanız, diyecek sözüm yok. Adanın en yüksek tepesine çıkmış olursunuz. Ben uyarayım , seçim sizin.

Agiasos’a gitmeden herhangi bir yerden Plomari’ye ulaşacaksanız, yine kırmızı ile işaretlediğim yoldan gitmeniz gerekiyor.

Siyah ile çizdiğim ve tecrübe ettiğim dağ yolu, Plomari’ye 30 Km ve 1,30 saat kadar sürüyor. Diğer kırmızı ile çizdiğim düzgün olan yol ise 40 Km mesafede, fakat zaman olarak, siyah ile işaretlediğim dağ yoluna göre daha kısa sürüyor. Bu yoldan, 50 dk. gibi bir sürede Plomari’ye varablirsiniz, bu yoluda dönüşte Plomari’den  Petra’ya giderken kullandım. Gece hayli karanlık olan bu yolda, karşıdan karşıya geçen tilki ve sincaplara dikkat etmenizi öneririm.

 Plomari

Meşakatli  ve uzun bir yolculukla, Kaptan-ı Derya Barbaros’un şehri Plomari’ye varıyoruz.  Arnavut asıllı Sipahi Yakup Ağa ve Midilli’li Rum Katarina’nın 4 çocuğundan biri olarak, 1478 yılında Hızır (Reis)  adıyla bu topraklarda doğmuş. Kardeşleriyle ticaret yaparken, Rodos Şövalyelerine esir düşmüş, ellerinden kurtulduktan sonrada denizciliğe korsan olarak devam etmiş ve Akdeniz’de korkulu bir rüya haline gelmiş. Kızıl sakalları nedeniyle batılılar tarafından, ağabeyi Oruç’a verilen Barborassa lakabı, ağebeyinin ölümünden sonra kendisi için kullanılmış. Dinin hayırlısı anlamına gelen Hayreddin ismide, Kanuni Süleyman tarafından kendisine verilmiş.  Preveze fatihi Barbaros, Akdeniz’de öyle bir korku salmış ki,  Hırıstiyan aileler yaramazlık yapan çocuklarını “Türkler geliyor” diye  korkuturmuş. “Mama li Turchi” Annecim Türkler Geliyor  deyimi  de dillerine bu vesileyle yerleşmiş.

Geçmişte adanın sanayi bölgesi olan Plomari’de, tersane ve çok sayıda sabun ve zeytinyağı imalathanesi ile birlikte, birkaç tane de maden işletmesi bulunuyormuş. Tersane varlığını halen sürdürmekte, fakat diğer imalathanelerin büyük kısmı varlığını yitirmiş durumda.

Çok vaktimiz yok,zamanımız kısıtlı ve saat hızla ilerliyor, denize gireceğimiz, Agios Isisdiros plajını sorarak tarifi alıyoruz.

agiosisidoros_1024x259

Plomari’nin 1 Km kadar dışına doğru,  söylenene göre Yunanistan’ın en iyi  7 plajından biri olan, Agios Isisdiros plajına kısa sürede varıyoruz. Yoğun program nedeni ve yanlış yol tercihinden kaynaklanan sebeplerle planladığımdan  geç ulaşıyoruz buraya.  Arabımızı küçük park alanında, bir ağacın altına bırakıp, hemen dibindeki merdivenlerden plaja iniyoruz.  Park ücretsiz. Plajdaki şezlonglardan da ücret istemiyorlar, geç geldiğimizden mi? anlayamadım, çokta merak etmedim açıkçası 🙂

İri çakıllı ve taşlık olsada plaj harika, denize diyecek söz yok. Bana göre adanın en güzel plajı. 16:00 gibi geldiğimiz plajdan 18:30 gibi ayrılıyoruz. Adaya bir daha gelirsem, kesinlikle Plomari’de ki bu plajda daha fazla vakit geçireceğim diyorum kendi kendime.

Adada tüm plajlarda ücretsiz  kabinler ve duşlar var. Yolda giderken bile  arabayla durup, denize girebilir, üst değişmek için bu kabinleri kullanabilirsiniz.

Plomari, aynı zamanda Ouzo yla meşhur. Yunanlıların en iyi Ouzosu olarak bilinen, dünyaca ünlü Ouzo  Barbayanni burada üretiliyor.

Deniz sefası sona erip, toparlandıktan sonra, yolumuzun üstündeki bu fabrikaya uğruyoruz.

IMG_9557_1024x683

1860 yılından günümüze var olan, 150 yıllı aşmış  Barbayanni  yazılıp, Varvayanni okunan fabrikanın, üst tarafı müze haline getirilmiş. Alt kısımda da imalat devam ediyor. Müze kısmında, ilk yıllarda üretimde kullanılan materyaller ile birlikte, fabrikanın damıtım için kullandığı ilk imbikte sergilenmekte.  Aslen Odesa’lı olan  Efstathios Barbayannis’in, Midili’nin  Osmanlı toprağı olduğu bu dönemlerde, fabrikayı kurduğunu ve bu ilk imbiği başkent İstanbul’dan aldığını düşünürsek, Rakı ile Ouzo arasındaki bağı kurmakta sanırım zorlanmayız.

Girişi ücretsiz olan müzeyi, yaz mevsiminde hafta içi, 09:00 ila 16:00 arası gezebilirsiniz. Fabrika kısmında da, imalatı görebilir, ouzoların tadına bakabilir, dilerseniz satın alabilirsiniz.

Ouzo’lar alkol oranlarına göre etiketlenmiş durumda;  en hafifi Yeşil etiketli  %42,   Mavi etiketli  %46, Siyah Etiketli Aphrodit %48 oranında alkol içeriyor. Evzon ve Collectible olmak üzere 2 farklı şişesi daha mevcut.

IMG_9560_1024x683

Ouzo ları tattıran masa başındaki  abimizle biraz sohbete koyuluyoruz, çok eskiden yalnızca bu bölgedeki anasonun kullanıldığını, şimdilerde ise anasonun Türkiye’den geldiğini söylüyor. Midilli’nin bir ouzo adası haline gelmesinin nedeni, ouzo damıtımında anasonun dışında kullanılan çeşitli otların bu adada bol miktarda bulunabilmesi. Elbetteki Barbayanni’de de anason dışında kullanılan başka otlarda var ve bunlar sır.  “Bizim rakıları biliyormusunuz ? ” diye sorduğumda,  Efe ve Yeni Rakıyı beğendiğini söylüyor.  Makbul rakının, bakır imbiklerde 3 kere damıtılmış olanının olduğunu söylüyor. Bahsettiği  rakı, bildiğim kadarıyla bizde sadece Kara Efe var. Ouzo mu? Rakı mı? tartışmasına girmenizi tavsiye etmem, konu uzar gider. Hediyelik ve içmelik Ouzolarımızı alıp buradan ayrılıyoruz.

Plomari’de birde Plomari Ouzo fabrikası var. Ne yazık ki burası ziyarete kapalı bir fabrika. Buraya Temmuz ayının sonunda gelecek olursanız 3-5 gün süren, Ouzo festivaline de tanıklık edebilirsiniz.

IMG_9591_1024x683

Karnımız iyice acıkıyor, Plomari merkezde yemek yiyip, dönüşe geçeceğiz. Arabımızı, limanın ön tarafında bulunan alana park ediyoruz. Çarşıda minik bir tur atıp  yemek yiyecek bir taverna bakınıyoruz . Kısa bir yürüyüşten sonra, denize paralel uzanan,  Leof Michalelli Caddesi üzerinde sıralanmış, farklı renklerdeki,masa ve sandalyeleri ile birbirinden ayrılan, 3-4 tavernadan en baştaki yeşil konseptte olan  tavernayı tercih ediyoruz.  Tavernaların önlerinde birkaç masası ile birlikte, önünden geçen yolun karşısında kalan alanda da masaları var. Buradaki masalardan birini seçiyor ve siparişimizi veriyoruz.

1 Kalamar, 1 Ahtapot Izgara, 2 Şinitzel, 1 Kabak Çiçeği Dolması,…… sipariş ediyoruz.

Üzerlerinde  Lesvos’un haritası bulunan kağıt masa örtüleri dikkatimizi çekiyor, iyi düşünülmüş bu uygulamaya, adada çok yerde rastlamak mümkün.

Siparişler geç geliyor buna hazırlıklı olun, çünkü hazırda birşey yok , mezeler bile taze hazırlanarak servis ediliyor.  Hesap 50€.

Dönüş yoluyla ilgili detayları yazının başında belirmiştim. Plomari’den Petra’ya 72 Km yolumuz var. 1.30 saat gibi bir zamanda yolu katedip, Petra’da ki otelimize varıyoruz. 200 Km mesafe kat etiğimiz, çok yorucu bir gün oluyor.

The post Midilli Gezi Notları 4. Bölüm Petra – Mantamados – Agia Paraskevi – Agiasos – Plomari appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra-mantamados-agia-paraskevi-agiasos-plomari/feed/ 2
Midilli Gezi Notları 3.Bölüm Petra http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra/ http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra/#comments Tue, 10 Jun 2014 03:02:30 +0000 http://azgittimuzgittim.com/?p=1287 Gün 3 Petra Sokaktan geçen zerzavatçının sesiyle uyanıyoruz güne ve hızlıca kahvaltıya gidiyoruz. Otelin standart kahvaltısını, marketten aldığımız nutella ve reçel ile takviye ediyoruz. Çok zengin olmayan kahvaltıda ,dilerseniz  frappe bile var 🙂 Sabah kahvaltısının ardından.  Çocuklar otelin havuzuna girmek istiyor, isteklerine kayıtsız kalamıyoruz ve bugünü Petra’da geçirmeye karar veriyoruz. Plaj ve havuzlarda akşama kadar …

The post Midilli Gezi Notları 3.Bölüm Petra appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
Gün 3 Petra

Sokaktan geçen zerzavatçının sesiyle uyanıyoruz güne ve hızlıca kahvaltıya gidiyoruz.

Otelin standart kahvaltısını, marketten aldığımız nutella ve reçel ile takviye ediyoruz. Çok zengin olmayan kahvaltıda ,dilerseniz  frappe bile var 🙂

Sabah kahvaltısının ardından.  Çocuklar otelin havuzuna girmek istiyor, isteklerine kayıtsız kalamıyoruz ve bugünü Petra’da geçirmeye karar veriyoruz. Plaj ve havuzlarda akşama kadar vakit geçirmek hiç sevmediğim bir durum fakat çocukların mantıklı istekleri ve mutluluğu esas. Çocuklar havuzda eğlenirken, bizde gölgelikte frappelerimizi yudumluyor, elimizdeki tabletlerle internette  geziniyoruz.

Petra küçük bir yerleşim yeri görülecek çok fazla yer yok ve oldukça turistlik bir yer. Yüksek bir kayalık üzerinde bulunan Panagia Glikofilousa kilisesi etrafına kurulmuş bir köy Petra. Her yerden kiliseyi görmek mümkün. 2 Euro ücret ödeyerek, oldukça dar 114 basamağı aşıp kiliseye ulaşmak mümkün. Karşılaştığınız manzara, ödediğiniz paranın ve çektiğiniz zahmetin karşılığını verecek nitelikte.

IMG_9600_1024x683

Kilisenin hikayesi şöyle; 1600’lü yıllarda fırtınadan korunmak amacıyla, Petra’nın karşısında bulunan Aya Yorgi, Glaronisi ve Mirmingi adacıklarının bulunuğu adalara, Yunanistan’ın kuzey kıyılarından gelen bir gemi demir atar. Kötülükerden koruduğuna inandıkları Meryem Ana ikonası bir akşam gemiden kaybolur ve karşı kıyıdaki ovada yükselen kayanın tepesinde bir ışık belirir. Durumu merak eden mürettebat, kayaya bakmak için gittiklerinde de ikonayı burada bulur ve gemiye geri götürürler. Bir iki defa bu durum tekrarlayınca, ikonayı buraya bırakıp üzerine de bir şapel inşa ederler. 1840 yılında da üzerine tekrar bir kilise inşa edilir.

Petra’da ki bir başka adres ise merkezde bulunan 18. Yuzyılda inşa edilmiş Vareltzidena Konağı.  İki katlı ahşap binanın, kuzey Yunanistan mimarisi ile inşa edildiğinden bahis edilsede. Alt katın taş, üst katın ahşap ve cumbalı olması daha çok Türk mimarisini yansıtıyor gibi geldi bana. İstanbul’dan şarap getiren bir tüccarın, oradaki evleri beğenerek, Türk ustalara yaptırdığıda söyleniyor. İçerisinde tavan süslemelerinde iki sevgilinin hikayesinin anlatıldığı motiflerin dışında, duvarlarla birlikte tavan motiflerinde bizden birşeyler bulmak mümkün.

IMG_9605_1024x683

Küçük ve gölgede kalan çarşısında turlayıp, marketten içecek ve cips alarak havuz başına dönüyoruz. Biraz daha vakit geçirip akşamı etme niyetindeyiz. Çocuklarla birlikte doyasıya havuzda eğleniyor günü tüketiyoruz.

IMG_9677_1024x683

Akşam yemeğini de Petra’da yiyeceğiz. Sahilde sıralanmış restoranlardan birine geçiyoruz.  Yemekle birlikte gün batımını da izleyeceğiz. Güneşin batması yakın, her gün olduğu gibi bugün de ahtapot ızgara, kalamar ve kabak çiçeği dolması vazgeçilmezimiz. Bunlara ek olarak, sardalya ve çipura da söylüyoruz. Güneş batıyor ve siparişlerimizin gelmesi  35 dakikayı buluyor. Bügüne dek Midilli’de yediğim kadar güzel sardalya hiç yemedim. Sebebine gelince; kallioni koyundan çıkan sardalyaların lezzetinin, yagmur sularının zeytin ağaçlarının arsından akarak, koya taşıdığı zeytin tortusu ile  koyda beslenen balıklar olduğu gösteriliyor.

Yemeğin üstüne adanın güzel dondurmalarından yemezsek olmaz.

The post Midilli Gezi Notları 3.Bölüm Petra appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-3-bolum-petra/feed/ 1
Midilli Gezi Notları 2.Bölüm Sigri – Eresos – Kalloni http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-gun-2/ http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-gun-2/#respond Thu, 08 May 2014 17:30:24 +0000 http://azgittimuzgittim.com/?p=1238 Gün 2 Sigri – Eresos  -Kalloni Midillide ki ikinci gün planımızda, Sigri, Erasos ve Kalloni var. Adada çok fazla akaryakıt istasyonu yok bu nedenle yola çıkmadan evvel Petra’da aracımıza 50 Euro’luk yakıt alıyoruz ve bu yakıt bize son güne kadar yetiyor. Petra’dan Sigri’ye doğru yola çıktığımızda, 50 Km mesafedeki  yol  üzerinde, görülmesi  tavsiye edilen high …

The post Midilli Gezi Notları 2.Bölüm Sigri – Eresos – Kalloni appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
Gün 2 Sigri – Eresos  -Kalloni

gun12

Midillide ki ikinci gün planımızda, Sigri, Erasos ve Kalloni var. Adada çok fazla akaryakıt istasyonu yok bu nedenle yola çıkmadan evvel Petra’da aracımıza 50 Euro’luk yakıt alıyoruz ve bu yakıt bize son güne kadar yetiyor.

Petra’dan Sigri’ye doğru yola çıktığımızda, 50 Km mesafedeki  yol  üzerinde, görülmesi  tavsiye edilen high light edilmiş iki manastır ve bir fosil ormanı var.

Sigriye ulaşmak için, Petra’dan Kallioni yolunu takiben, Kallioni yol ayrımına kadar gelerek,  Sigri, Eresos istikametine dönüp devam ediyoruz.

Sigri İstikametinde seyrederken, Vatoussa köyünü 5 Km kadar geçtikten sonra, sağdan ayrılan bir yol ile güzergâhta ki ilk durak, Perivoli Manastırı’na ulaşılıyor. Kadın manastırı olma özelliğine sahip olan bu ibadethane 16 ncı yüzyılda yapııldığı tahmin edilen kaydedeğer ikonaları sahip manastır şimdilerde neredeyse terkedilmiş durumda.

Yol üzerindeki ikinci durak İpsilos Manastırı.  Perivoli Manastırından çıktıktan sonra yaklaşık 10 Km sonra, Sigriye 11 Km kala mesafede. Fosil Orman’a varmadan, ana yolun sol tarafından ayrılan yoldan,  1 km içeride tepede kalıyor.

İpsilos Manastırı’nın, görülmeye değer bir müzesi var. Bununla birlikte, 1535 ve 1845 yıllarını kapsayan çok sayıda eski elyazması kitabı barındıran bir de kütüphaneye sahip. Çok fazla gelip gideni olmayan bir yer, kimseyi bulamamış ve içeriye girememiştik.

Son olarak, Sigri’ye 7 Km kala sol tarafta bir yol ayrımında Fosil Orman Jeopark’ıntabelasını göreceksiniz.  Bu alanda, Sigri Fosil Orman müzesi ve parkı bulunuyor. 20 milyon yıl önce, volkanik hareketler ile bu bölgede bulunan bitki örtüsü, lav ve küller altında kalmış, bugünkü fosil ormanı oluşturmuş.

Yüksekliği,  7,02m çapı da 8,58m olan Avrupa’nın en büyük fosilleşmiş ağaç gövdesi burada sergileniyor. Aynı zamanda dünyada korunmuş en büyük fosil örneklerinden biri olduğundan bahsedilmekte. Sıcak yaz mevsiminde, açık alanda parkı gezmek sıkıntılı olabilir.

 Sigri

Virajlı seyreden yoldan,  düşük hızla dönerek iniyoruz Sigri’ye.  Girişte beyaz boyalı, güzel bir değirmen karşılıyor bizi ve karşısında, köyün deniz tarafında 1757 yılında yapılmış ve bugün kaderine terk edilmiş Osmanlı Kalesi kendini gösteriyor. Hayli küçük bir yerleşim burası, kalabalıktan uzak ve huzurlu

IMG_9381_1200x800

Yerleşim alanından geçerek, aracımızı plaja doğru yöneltip, sahildeki tavernanın yanındaki boşluğa park ediyoruz. Hava çok sıcak, havluları kuma serdiğimiz gibi kendimizi, berrak ve soğuk Ege sularına bırakıyoruz. Uzun süre eğlenip, çocukları eğlendirdikten sonra, çevreyi keşfetmek ve yemek yemek için, plajdan kısa süreliğine ayrılıyoruz.

IMG_9425_512x768

Tek katlı beyaz boyalı evlerin arasında kalan, sessiz dar sokakları geride bırakıp, kaleye varıyoruz. Bölgenin kalker taşından olan, kırmızı ve beyaz taşlardan inşa edilmiş kalenin, kapıları kapalı ve içeriye giriş yok. Orijinal kapısı ve kapı üzerindeki kitabe duruyor.  Bugüne kadar çok kale gördüm, çoğunun burçlarına çıktım, kapılarını zorladım. Fakat bu başkaydı; buruk, yalnız ve sahipsiz.

IMG_9424_1200x800

Geri dönüş yolunda, kafamıza göre bir taverna bulamayınca, öğle tatili için kapatmak üzere olan mahalle bakkalından alışveriş edip plaja dönüyoruz. Birkaç saat daha plajda vakit geçirdikten sonra toparlanıyoruz.

Sigri’nin güzelliğinden kopmak ve ondan ayrılmak kolay olmuyor.  Macera dolu yoldan habersiz, bir sonraki ve günün son durağı Erasos’ a haraket ediyoruz.

!Sigri’den Erasos’a gitmek için,  Sigri’nin içinden geldiğiniz yöne doğru geri dönmenizi öneririm. Ben, haritada siyah ile işaretlediğim yoldan gittim, büyük bir kısmı toparak ve çok bozuk olan bu yol aynı zamanda çokta virajlı. Her ne kadar kısa gözüksede, bu yolu kat etmek hayli vakit alıyor. Maceraya girmeyin derim.

Sigiri’den Eresos ‘a giden kırmızı ile çizdiğim ve önerdiğim düzgün yol 27 Km,  siyah ile çizdiğim ve bizzat tecrübe ettiğim bozuk olan yol ise 17 Km,  arada 10 Km olmasına karşılık, uzun olan yol size 20 ila 30 dk. kazandırabilir. Kırmızı çizilen, önerdiğim yolu tercih ederseniz, 35 dakikada Eresos’a varabilirsiniz. Diğer yol 1 saat sürer.

Eresos

Bilmeden girdiğimiz toprak yolu kat edip zorlu bir yolculuktan sonra, bütün çağların en büyük lirik şairi Sappho’nun memleketi Eresos’a varıyoruz.

Girişteki ücretsiz otoparka aracımızı bırakıp, yürüyerek deniz tarafına ilerliyoruz ve çok geçmeden, Lesvos gerçeği ile karşılaşıyoruz.

Elele ve sarmaş dolaş gezen çok sayıda lezbiyen çifte rastlıyoruz.

Küçük meydanda, bir anıt gibi dikilmiş Sappho Heykeli ve önünde fotoğraf çektiren çok sayıda kalabalık dikkatimizi çekiyor. Fotoğrafını çekiyorum fakat fotoğraf çektirenlerin profilini görünce önünde fotoğraf çektirme işi bana cazip gelmiyor 🙂

IMG_9460_533x800

Kimdir? Neyin nesidir bu Sappho;

MÖ. 600 lü yıllarda Eressos’ta doğan Sappho, Antik Yunan’da şairdir. Gençlik yılarını Sicilya’da sürgünde geçirmiş. Döndüğünde kadınlara bir okul açtığı ve bu okulda Lezbiyen bir hayat sürdüğü rivayet edilir. Sappho’nun Lesbos’lu olmasından, Lesbos, Lezbiyen adının buradan geldiği söylenir.

İstanbul Arkeoloji Müzesin’de de Sappho Başı heykelini görebilirsiniz. Yine müzenin kaynaklarına göre, günümüze şairin tek bir şiirinin tam olarak günümüze geldiği belirtiliyor.

Sappho efsanesinden dolayı da, Lezbiyenler adayı ve özellikle Eressos’u mesken tutumuş durumdalar.

Akşamı ettik, hayli acıkıyoruz Sahil boyunca dizilmiş çok sayıda restoran var.  Retoranların hemen altı ndaki plajlardan, hala denize giren insaları görebiliyoruz.  Lezbiyen çiftler ve hatta gruplar çoğunlukta.

IMG_9472_1200x800

Çoğu fotoğrafta gördüğümüz, denize karşı, iplere asılmış ahtapotların kurutulduğu, manzarayı buluyoruz, Soulatso Restoran.  Olmazsa olmazımız, ahtapot ve kalamarları sipariş edip akşam yemeğini Eressos’ta yiyoruz.  Kalamar ve Ahtapotun porsiyonu ada genelinde 6- 8 Euro civarında. 4 yetişkin 2 çocuk hesap 50 Euro.

 IMG_9468_1200x800

Planlamaya göre, Erasos’tan dönüşte, aynı yolu geri dönmek yerine, Agra üzerinden, Kalloni Körfezi’ni dolaşıp Kalloni’ye ve oradan da Petra’ya döneceğiz. Her iki tarfta mesafe olarak eşit sayılır 50 Km kadar ve 1 saatten biraz fazla sürüyor.

Sağımıza aldığımız nefis körfez manzarasıyla, Kalloni’ye varıyoruz.

 Kalloni

Kalloni’de büyükçe bir markete girip, oteldeki kahvaltıya takviye olarak, nutella ve reçel alıyoruz. Markette, bütün ahtapot, kalamar ve çok çeşitli deniz ürünlerinin dondurulmuşlarıda satılıyor. Ben almak istesemde, eşim bozulma ihtimalini hatırlatıyor. Derken, gözüm kasap reyonuna takılıyor. Sığır, domuz ve hatta tavşan eti bile var. Sığır etinin kilosu 8-9 Euro civarında ve bize göre ucuz.

IMG_9495_1024x683

Elimdeki notlara göre bu bölgede, High Light edilmiş görmemiz gereken iki manastır daha var.  Kalloni’ye 10’ar dakikalık mesafelerde Limonos  ve Panagias Mirsiniotisas Manastırları.  Hava kararmış olmasada saat iyice ilerlemiş durumda, açık olduğunu umarak Limonos Manastırına yol alıyoruz.

Limonos Manastırı, 1526 yılında İgnatios Agalianos piskoposu tarafından, Taksiarhis Mihail (Başmelek) onuruna yaptırılmıştır. Yaklaşık 5000 adet kitabın bulunduğu zengin bir kütüphanesi ile Bizans dönemi ve sonrasına ait el yazmalarına sahip. Erkekler manastırı olmasından dolayı ibadet yeri gibi bazı bölümlerine kadınların girmesine ve Aziz ikonlarını görmesine izin verilmiyor. Osmanlı döneminde önemli eğitim ve kültür merkezi olarak kullanılmış. Manastırın müze bölümünde, ayinlerde kullanılan kutsal giysiler, dini objeler, biznas el yazmaları ve belgeler sergileniyor.

832557sdrer74

Limonos Manastırından ayrılıp,yakın mesafedeki Rahibe Manastırı olan Panagias Mirsiniotisas Manastırı ’na geliyoruz. Yarım açılmış dış kapıda,kapının dış kısmında rahip, iç kısımında da rahibe ayak üstü konuşuyorlar. İçeriyi gezmek istediğimizi söylüyoruz. Rahip, kapalı olduğunu ve yarın gelmemiz gerektiğini söylüyor. Çaresiz otelin yolunu tutuyoruz.

Nihayet otelimize varıyoruz.  Gün boyu yorulan çocuklar, ılık bir duşla günün kirini üzüerlerinden atıp,  uykuya yenik düşüyorlar.

Bizde, yanımızda getirdiğimiz, kahve makinası, Türk kahvesi ve kahve fincanlarını valizden çıkarıp yorgunluk kahvelerimizi pişiriyoruz J Geniş balkonumuzda, harika bir havada, kahvelerimizi yudumlayarak günün kritiğini yapıp, ertesi günün planını gözden geçirerek yorgunluğumuzu atıyoruz.

The post Midilli Gezi Notları 2.Bölüm Sigri – Eresos – Kalloni appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezi-notlari-gun-2/feed/ 0
Midilli Gezi Notları 1.Bölüm Petra – Molivos http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezisi-notlari-gun-1/ http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezisi-notlari-gun-1/#comments Wed, 07 May 2014 19:11:33 +0000 http://azgittimuzgittim.com/?p=1217 Midilli Adası Gezi Notları  Gün 1 Ayvalık – Midilli – Petra – Molivos Çok zamandır planladığımız ve ertelediğimiz, her yıl Dikili ve Ayvalık Sahillerinden, karşılıklı bakıştığımız Midilli için, 2013 bayram tatilini fırsat biliyoruz ve rotayı Midilli’ye çeviriyoruz.  Ulaşımın, yakın olması ve fiyatların Cunda ve Ayvalık’a göre çok daha hesaplı olması, adayı cazip hale getiriyor, bu …

The post Midilli Gezi Notları 1.Bölüm Petra – Molivos appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
Midilli Adası Gezi Notları

 Gün 1 Ayvalık – Midilli – Petra – Molivos

gun1

Çok zamandır planladığımız ve ertelediğimiz, her yıl Dikili ve Ayvalık Sahillerinden, karşılıklı bakıştığımız Midilli için, 2013 bayram tatilini fırsat biliyoruz ve rotayı Midilli’ye çeviriyoruz.  Ulaşımın, yakın olması ve fiyatların Cunda ve Ayvalık’a göre çok daha hesaplı olması, adayı cazip hale getiriyor, bu sebepten yaz aylarında çok sayıda vatandaşımıza ev sahipliği yapıyor. Bu vesileyle bizde birer çocuklu, 2 aile olarak düşüyoruz yola.

 Sabah saatlerinde, Ayvalık Limanının karşısında bulunan Jale Tur ofisine gelerek internetten aldığımız biletleri, onaylatıyoruz ve yolun karşısındaki Limana geçiyoruz. Pasaport kontrolü için hatırı sayılır bir kalabalık var,  sıramız geliyor ve gümrükten geçiyoruz.

Ayvalık limanda freeshop yok, dönüşte Midilli’de ki limanda bulunan Duty Free Hellenic  ten alış veriş yapacağız. Feribota binerken biletler kontrol ediliyor. Feribot dediysem, İstanbullular bilir Üsküdar – Eminönü motoru gibi.

Üst güvertede yerimizi alıyoruz.  1.30 saat süren, keyifli bir deniz yolculuğu başlıyor. Feribot’ta büfe mevcut ve fiyatları makul. Birer çay alıp yolculuk, keyfini katlıyoruz.

Motor, Midilli limanına yaklaştıkça, kalbim daha hızlı atmaya başlıyor. Uzaktan uzağa, yıllar süren bir flörtün ilk karşılaşması olacak bu.  Uzaktan bakıldığında yalnızca kubbesi görünen, Lesvos’un simgesi olmuş Agios Therapontas Kilisesi kendini göstererek, adeta gelenleri karşılıyor.

IMG_9316_1024x683

Artık varıyoruz, ama inmek kolay değil. Motorun ön tarafında, bir an evvel inmek isteyen insan kalabalığı geçit vermiyor. Ayvalık’tan kalkan ve aynı zamanda varan diğer şirketin motorunuda yan tarafta görünce gümrükten geçmenin kolay olmayacağını anlıyoruz.

Yunan görevliler, kalabalık nedeniyle çocuklu ailelere öncelik tanıyor ve sadece AB vatandaşları için olan kısma yönlendiriyor. Bizde çocuklu olarak bu öncelikten istifade ediyoruz.

 Liman çıkışında, aracı kiraladığımız Niko bizi karşılıyor ve aracı teslim ediyor.  Parayı nakit ve peşin ödüyoruz. Dönüşte burada olamayabilirim, aracı siz otoparka bırakın, anahtarı da sol ön lastiğin üzerine bırakır gidersiniz diyor. Bu sözlerden adanın güvenli olduğu sonucuna varıyoruz.

Militini gezisini son güne, dönüş gününe bırakıyoruz ve otelimize doğru yol alıyoruz.  Biz yolda giderken bende Midilli ile ilgili bilgiler veriyim.

Ege denizinde dev bir çınar yaprağı şeklinde bulunan Lesbos, Lesvos, Midilli ya da Rumca adıyla Mytilini, Girit ve Eğriboğaz’dan sonra Yunanistan’ın en büyük üçüncü adası. 1462’de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılan ada, 1600 Km2 alana sahip ve nüfusu 150 bin kadar.

Yıllık hacmi 70 bin tonu bulan zeytinyağı başta olmak üzere, uzo üretimi ve turizme dayalı ekonomiye sahip.

Balkan Savaşlarında 1913 yılında Londra Anlşamasıyla ada Yunanistan’a bırakılmış ve 1922 yılındaki mübadeleyle de adadaki Türkler, Anadolu’daki Rumlarla yer değiştirmiş. 2. Dünya savaşında Hitler’in orduları tarafında işgal edildiğinde ada halkından Türkiye’ye çok sayıda kaçan olmuş

Petra

 Öncelikli planımız, otelimize yerleşmek. Mitilini’den otelimizin bulunduğu, 55 Km mesafedeki Petra’ya, 1 saat 10 dakikada varıyoruz.

İnternet üzerinden bulduğumuz, denize 700 mt mesafede, geceliği oda kahvaltı 40€ dan 4 gece Theofilos Otel  de kalacağız. Otelin 2 tip oda seçeneği var,  ekonomik olması sebebi ile biz klasik seçeneği tercih ediyoruz. 2 adet havuzu ve otoparkı mevcut. Sahibi İrina Hanım ve çalışanları çok yardımsever ve güler yüzlü. Odalar da çok temiz. Her gün odanın temizliği yapılıyor ve havlular değiştiriliyor.

theofilos

Gezilerimi mümkün olduğunca minimum maliyetle çıkarmaya çalışıyorum, bu nedenle her şartta pazarlık yapmayı seviyorum.

Konaklama ile ilgili size bir ipucu vereyim, booking.com adresinden bulduğunuz tesisler ile mail yoluyla doğrudan iletişime geçip fiyat alabilir ve pazarlık edebilirsiniz. Bu size azda olsa bir tasarruf sağlar ve otel ile iletişime, gitmeden başlamış olursunuz.  Hem tesisle ilgili daha detaylı bilgi alır ve aklınıza gelen soru işaretlerini gidermiş olursunuz.  Ben 45 euro olan bir tesis için günlük 5 euro indirim aldım, 4 gecede (biri kişi gidiş geliş feribot ücreti 25 euro) 20 euro save etmiş olduk. “Unutmayın! Arttırdığınız her 1 Euro bir sonraki gezinin sermayesine eklenir”  🙂

Geniş, ferah,  sokağa ve yüksekçe bir kayanın üzerindeki Panagia (Meryem Ana ) kilisesine bakan geniş balkonlu bir odaya yerleşiyoruz. Odalarımıza yerleştikten sonra, denize girmek için plajın yolunu tutuyoruz. Petra küçük bir kasaba, kar beyaz müstakil ve bahçeli evlerle, tek tük tavernaların arasında kalan, dar sokaklardan yürüyerek sahile ulaşıyoruz.

IMG_9599_1024x683

Sahil’de birkaç market, hediyelik eşya satan dükkanlar, dondurmacı ve börekçinin oluşturduğu küçük bir çarşı ile yan yana sıralanmış bir kaç restoran var.  Öğle yemeğini çarşıdaki börekçiden 6 € ya aldığımız peynirli ve ıspanaklı börekler ile hemen karşısındaki marketten aldığımız meyveli yoğurt ve içeceklerle plajda geçiştiriyoruz.

Plajlarda, şemsiye ve şezlonglar ücretli ya da içecek almanız gerek. Biz 3€ ‘dan birer frappe içerek durumu kurtarıyoruz. Ücret vermek ve bir şey içmek istemezseniz, kumun üzerine serdiğiniz havlunuzla plajdan ve denizden ücretsiz istifade edebilirsiniz.

petrabeach

Adanın bu tarafı Asos’a bakıyor, plajı taşlık, deniz çok temiz ve berrak. Midilli’de denize sıfır tesis yok, atıkların tamamı arıtılıyor ve borularla 2-3 mil açığa bırakılıyor, yani bizdeki gibi hemen sahil kenarından bağlanmış atık su kanalları olmadığından, deniz temiz.

Plajda akşamı ettikten sonra, akşam yemeği için Molivos’a geçiyoruz. Petra ile ilgili

 Molivos

Petra ile Molivos arası uzak değil,  6- 7 Km kadar bir mesafede.  Denizi solumuza alıp, gün batımının eşliğinde 10 dakikada varıyoruz,  Molivos’a. Girişte ücretsiz otopark alanı var, aracımızı park edip yürümeye başlıyoruz.  Otopark olayını yadırgıyoruz,  buradaki kasabaların hemen hepsinde otopark alanı mevcut ve ücretsiz. Park alanının büyüklüğü ve araç sayısının çokluğu, rant zihniyetine iştah kabartan cinsten.  Bizdeki durumu düşününce, insan gıpta ediyor açıkçası. Bırakın vatandaşını, turist bile ücretsiz park ediyor, büyük enayilik 🙂

Geziyi planlarken ulaştığım kaynaklar, Molivos için adanın en turistlik bölgesi olduğundan bahsediyordu, çok sayıda turist kalabalığını görünce hak veriyorum.

Aracı park ettiğimiz alandan, limana doğru cadde boyunca sıralanmış kafelere ve hediyelik eşya mağazalarına bakarak yürümeye koyuluyoruz.  Kafelerden dışarıya taşan müzik sesleri ve kalabalığın gürültüsü yürüdüğümüz 1 km mesafede,  limana kadar bize eşlik ediyor.

Limanın bulunduğu bölgede çok sayıda restoranın oluşturduğu meydan da çok sayıda seçenek var. Neredeyse masaların tamamına yakını dolu. Restoranlar arasında bir iki tur atıp, kendimize uygun bir yer arıyoruz.

IMG_9351_1024x683

Kısmet Restoranın deniz kenarında, henüz boşalmış, mavi boyalı masa ve sandalyelerine oturuyoruz. Ahtapot Saganaki (sahan), 2 porsiyon Sardalye, Kalamar, 2 Kabak Çiçeği Dolması ve içecek sipariş ediyoruz.

Şarap sosu ile pişen ahtapotun tadı damağımızda kalıyor. Kalamarlar ise taze ve bütün geliyor. Tarator sosu bilmediklerinden, kalamarlar la limon getiriyorlar. İtiraf etmeliyim ki bu halini daha çok beğendim.  Bu masa için 45 Euro hesap ödeyip kalkıyoruz.

Arabamızın bulunduğu otoparka giderken de Vanilia’dan tanesi  3 Euro dan dondurmalarımızı alıyoruz. Bol porsiyon ve nefis dondurmalarımızı, kalabalığın arasından otoparka varana kadar bitiriyoruz.

The post Midilli Gezi Notları 1.Bölüm Petra – Molivos appeared first on Az Gittim Uz Gittim.

]]>
http://azgittimuzgittim.com/midilli-gezisi-notlari-gun-1/feed/ 3